Wednesday, December 24, 2008

12 Eylül 25 yıl sonra başarıya ulaştı!

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=748070&title=12-eylul-25-yil-sonra-basariya-ulasti


EMRE ERDOĞAN

Türkiye'de gençlerin siyasete katılım oranı gittikçe düşüyor. Milletvekili, bakan, parti yöneticisi hatta muhtar bile olmak istemiyorlar. Siyasi partilere üyeliğe sıcak bakmıyor, siyasi faaliyet olarak da sadece seçim dönemlerinde oylarını kullanıyorlar.

15-27 yaş dilimindeki gençler üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarını yorumlayan siyaset bilimci Emre Erdoğan, bunu kuşağın tamamen 12 Eylül jenerasyonu olmasına bağlıyor ve 12 Eylül'ün 25 yıl sonra başarıya ulaştığını söylüyor.

Her seçim sonrası milletvekilleri gidip mazbatalarını aldıklarında bir tartışma başlar. Meclis'in en genç milletvekili bulunur, kendisine mikrofon uzatılır ve hayat öyküsü dinlenir. Bu biraz gurur, biraz da teşvik karışımı bir tablodur. Ancak bugünlerde, bu alışılmış eğilimlerin dışında şeyler yaşanıyor. Örneğin, Arı Haraketi'nin yaptığı 'Türk Gençliği'nin Siyasal Tutumları Araştırması'na göre, gençler ne milletvekili, ne bakan, ne muhtar, ne il veya belediye meclis üyesi olmak istiyor, ne de siyasi partilere üyeliğe sıcak bakıyor. Siyasilere güvenmiyor, sivil çalışmalara katılmıyor, önümüzdeki bir yıl içinde de kriz bekliyor. Bu kadar olumsuz tablonun yan yana gelmesi de elbette insanı ürkütüyor. Araştırmayı yapan siyaset bilimci Emre Erdoğan bu tabloyu 12 Eylül'e bağlıyor. "Bu 12 Eylül rejiminin istediği bir şey. 25 yıl sonra bile bunu başardı. Bunlar 85 doğumlu çocuklar, tamamen sosyalizasyonu bu ortamda yaşadılar." diyor. Erdoğan ile yaşanan bu tablo üzerinden konuştuk.

Gençler neden çok yakın bir zamanda ekonomik ve siyasi kriz çıkacağı endişesini taşıyor. Yüzde 80'inin kanaati bir yıl içinde bir kriz beklentisi taşıyor. Neden böyle?

Bu sadece gençlere özgü bir şey değil. Biz bunu Türkiye'yi temsil eden başka örneklemde sorduğumuzda da böyle bir beklenti var. Anne-babaları da böyle düşünüyor. Ülkede çok fazla krize karşı beklenti var. Bu hepimizin bir hastalığı diyebiliriz. 2006'dan bu yana yaptığımız tüm çalışmalar ekonomik iyimserliğin giderek azaldığını gösteriyor. Devlet kurumlarının yaptığı araştırmalarda da bu böyle. 2007 gibi yüksek tribülansın olduğu bir dönemde olmayan bir karamsarlık şimdi var. Kapatma davasından dolayı bu ülke son 6 ayı askıda geçirdi.
Siyasete ilginin düşmesi oranında siyasî kişilik ve kurumlara güven de azalıyor. Yani, bir taraftan güven unsuru temin edilemezken bir taraftan da değiştirme gayreti yok...

Bu çok ciddi bir handikap, yaklaşık on yıl önce yaptığımız araştırmada da bunu bulmuştuk ve vahim olarak değerlendirmiştik durumu. Durum çok çok kötü, siyaset bir alternatif olmaktan çıkmış. Bu 12 Eylül rejiminin istediği bir şey. 25 yıl sonra bile bunu başardı. Bunlar 85 doğumlu çocuklar, tamamen sosyalizasyonu bu ortamda yaşadılar. Doğrudan 12 Eylül'ün ürünüdür bu jenerasyon. Bunu siyasetçilerin kötü performansı da etkiledi tabii.

25 yaş Meclis'ten geçti. Önümüzdeki seçimlerde de uygulanabilir. Son derece ümitsiz ve beklentisiz bir gençlik için bunun getirisi ne olacak?

Tablonun değişeceğine inanıyoruz ama kısa vadede değişmez. 25-26 yaşında milletvekili olacak genç standart bir genç olmaz. Ama neden belediye meclisi üyesi, belediye başkanı veya muhtar olmasın. Eğer siyaset sadece mecliste yapılacaksa, olmasın daha iyi. Ankara'daki hükümetin ve Meclis'in yapabilecekleri sınırlı ama yerel yönetimlerin yapabilecekleri çok önemli. Nüfusun yüzde 40'ı genç diyoruz ancak il yönetimlerinde, belediye yönetimlerinde hiç genç yok. Muhtarların hepsi 70 yaşında.

Gençlerin siyasete katılımı neden bu kadar önemli? Yaşlılar siyaset yapsın ama gençlerin de çıkarını gözetsin, bunun ne zararı var?

Eğer gençliği geçici bir durum olarak algılarsak o zaman bir sorun yok. Ama gençlik bir geçiş dönemi değil bir durum. Gençlerin kendilerine ait kaygıları var. Eğitim almak istiyorlar, iş sahibi olmak istiyorlar, kendilerini güvende hissetmek istiyorlar. Yaşlılar onlara bunu veremiyor. Yaşlılar büyümeden enflasyondan bahsederken gençlerin yüzde 70'i işsiz. Eğer yaşlılar onları anlasaydı böyle olmazdı ve siyaset yapmalarına gerek de olmazdı.

Tamam, gençler siyasetten artık pek hoşlanmıyorlar ama sivil toplum ve hayır işlerinde de o kadar gönüllü değiller. Bir işin ucundan tutma konusunda hiç mi istek yok. Ya da diğer bir deyişle bu kadar vahim mi?

Bunun iyileştirilmesi lazım. Gönüllü yardım faaliyetlerinde rol alanlar yüzde 15'ini oluşturuyor, ama anne-babaları da bu işin içinde yok. Türkiye'de sivil toplum üyeliği çok az. Biz katılmayan bir toplumuz. Hayrı zekat vermeye indiriyoruz. Oysa zekât vermekle bir okula gidip etüt ağabeyliği yapmak aynı şey. Buradaki nihai talep, bu çocuklar siyasete ve sivil yaşama katılsınlar değil. Katıldıkları zaman daha hoşgörülü oluyorlar, demokrasiye daha fazla inanıyorlar. Gelecekte bu çok fazla fark edecek. Katılsın, katılırsa hem onun için hem de toplum için çok şey değişecek.

Terör gibi önemli gündemler, tüm toplumda olduğu gibi gençler arasında da milliyetçilik duygularını artırıyor. Siz araştırmanızda bu yönde ciddi bir etki gördünüz mü?


Milliyetçilikten ziyade reaksiyonerlik arttı. Bu da yetiştirmekle ilgili. Son 15 yıla baktığınızda böyledir. Ama Türk milliyetçiliğine baktığınızda iki tür vardır. Biri daha hümanist daha kendisiyle övünen düşman aramayan bir milliyetçilik. İkincisi ise negatif bir milliyetçilik. Terör bunu depreştiriyor. Bunun dozunun arttığını düşünüyorum. Bu konu mutlaka araştırılmalı.

Neden AB'ye yetişkinlere göre daha fazla şüpheyle yaklaşıyorlar. Getireceği standartlardan ve gelişmelerden en çok gençler faydalanacak, bu bir tezat değil mi?

Genel olarak baktığınızda AB'ye destek veya şüphecilik, üyelik müzakere süreci ile birlikte artan bir şeydir. İnsanlar şüpheli olarak yaklaşırlar. Siz iyi olacak diyorsunuz, güzel olacak diyorsunuz ama 10 yıldır olmuyor bunlar. İkincisi gençler daha sabırsızdır, çabuk hayal kırıklığı yaşarlar. Çok şaşırtıcı gelmiyor bana bu. 20'li yaşlardaki bir çocuk için 10 yıllık vade çok önemlidir. Ama gençlerin hayatını da çok değiştirmedi AB'ye uyum yönündeki adımlar, ben bunu göremiyorum. Yetişkinleri hedef alıyor ama onlara bir şey getirmiyor. Yine başa dönüyoruz, bu da AB'yi gençlerin yönetmemesiyle ilgili.

Kurumlara güven sıralamasında ordu, polis, mahkemeler, MGK, Diyanet, belediyelerden sonra Meclis geliyor. Gençler bu konuda büyükleri gibi düşünüyorlar. Eski alışkanlıklar ve toplumun geleneksel yapısı mı onları belirliyor?

Öncelikle orduya güveniliyor. Ülkeyi yönetirken, ya da bir şirketi yönetirken değil ama. Ordunun işi savaşmamak ve ülkenin güvenliğini sağlamaktır. Sağlıyor mu, sağlıyor. Demokrasi konusunda eleştirilebilir ama başarısız bir Türk ordusu yok. Türk erkeklerinin ve Türk çocuklarının hepsi askere gidiyorlar. Çocuğunuzu teslim ettiğiniz, ülkenizi teslim ettiğiniz bir kuruma tabii güvenirsiniz. Biz ordumuzla övünen, tanklarla gösteri yapan bir ülkeyiz...

Zaman Gazetesi, Ekim 2008

No comments: